• 29 Ekim 2021

İlan edilen Cumhuriyet, kurulan Tek Adam ve Tek Parti Despotizmi’ydi

Bayrak sallamak, ateşli nutuklar atmak, geçmişi efsaneler üzerine kurup ulu önder kültü üzerinden cumhuriyet güzellemesi ve vatanseverlik edebiyatı yapmak makbul vatandaş olmanın ilkelerinden biri sayılır hep. Ezber bozulmasın, klişe söylem ve duyguların dışına çıkılmasın, tarihi hakikatlerin izi sürülmesin diye devlet imkanlarıyla bütün tedbirler alındı. Resmi ideoloji anayasayla teminat altına alındı, ordu halka karşı Kemalist oligarşinin muhafızı olarak konumlandırıldı, tarih en berbat yöntemler kullanılarak oligarşinin hizmetine koşuldu. En temel ve hayati soruların sorulmasına hiç müsaade edilmedi: Cumhuriyet kavram ve ideal olarak iyi bir yönetim tarzı olabilirdi ama Türkiye’de kurulan cumhuriyet nasıl bir yönetim tarzıydı? Bu cumhuriyet kime, nasıl hizmet etti veya kimlere, nasıl zulmetti?

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sloganı Meclis’in duvarlarından okul ve hastanelerin koridorlarına, oradan meydan ve yüksek dağlara kadar her yere övünçle kazındı. Peki, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilince egemenlik “kayıtlı ve şartlı” bile olsa hakikaten milletin mi oldu? Halkın iradesi tahakkuk etti mi? Halkın iradesini beyan etmek üzere parti kurmasına, gazete ve dergi yayınlamasına, sokaklara çıkıp itiraz etmesine müsaade edildi mi? Ne gezer… Cumhuriyet yönetimi denilen işleyişin ilk yarısı doğrudan doğruya halkın iradesini gasp etme, halkın iradesini ipotek altına alma siyasetinden ibarettir. “Padişahları kovduk, saltanatı devirdik” içerikli nutuklar ve şiirlerle bir taraftan milletin kafası şişiriliyor diğer taraftan da Tek Adam ve Tek Parti saltanatına tabi kılmak üzere jandarmanın dipçiği devreye sokuluyordu. Cumhuriyet var ama Tek Partili bir Cumhuriyet! Büyük dahi Gazi Paşa’nın yüksek stratejilerine uyularak Meclis ve yerel yönetimler için seçimler yapılıyor. Fakat seçimlerde Ulu Önder’in partisi CHP yine ve sadece kendisiyle yarışıyordu. Seçim var ama CHP dışında başka seçenek yok Cumhuriyeti!

27 yıl boyunca Ulu Önder / Ebedi Şef ve Milli Şef’in kurtarıcı, müşfik ve ilerici kuvözünde yaşamaya mecbur tutulan Türkiye’nin Tek Parti Cumhuriyet modeli üzerine sakince ama ilmi, ahlaki, siyasi ve hukuki değeri yüksek tartışmalar yapmak elzemdir. “Niyet ettim Atatürkçülüğe, uydum kalabalığa” modeli bir riyakarlık çok moda oldu ama bu dünyada kısmi bir takım faydalar dışında külliyen zarar yazıyor ve dahası ahiret yurdunda rezilce bir azabı celbediyor. “Zübeyde’nin yetimi, sarışın bozkurt, sarı zeybek” gibi, üretilmiş, saçma sapan sloganlara muhafazakar bir takım kalıplar uydurup Anıtkabir’e koşup dualar etmek, anıt heykeller önünde tazimde bulunma için fırsatlar kollamak ne hakikatin inşasına fayda sağlar ne de geçmişten bugüne yaşadığımız acı ve kayıpların telafisine hizmet eder. Ciddi ciddi okumak, ciddi ciddi tartışmak ve geçmişi aydınlatmaktan başkaca bir seçeneğimiz yok. Morfin etkisi yapan sembol ve sloganlara sarılarak ülke ve toplum telafisi imkansız kayıplar yaşadı, daha fazlası yaşanmasın. Birilerinin kafasındaki gibi, “Atatürk yaşasaydı” ne olurdu? Celal Bayar’ın vurucu ifadesiyle “Atatürk seni sevmek milli bir ibadettir” sözü bütün bir toplumun hayat tarzı olsun diye kesintisiz bir darbe süreci işletilirdi. Türk Dil Kurumu tarafından basılan Türkçe sözlüklerde olduğu gibi başta okullar ve üniversiteler olmak üzere bütün kamu kurumları tarafından “Türkün dini Kemalizmdir” sloganı etrafında kesintisiz bir seferberlik ilan ederdi. İstanbul’a alternatif olarak konuşlandırılan Ankara yine “mabedsiz kent” olmaya mahkum edilir, laik-Kemalist hayat tarzını ikame etmek adına, modernleşme adına başörtüsü yasakları sektirmeden genişletilirdi. İslam’ın şiar ve değerlerini kamusal alandan kazıyıp tecrit etmek üzere Takrir-i Sükun Kanunu, İstiklal Mahkemeleri, Şark Islahat Planı, Tenkil ve Tehcir uygulamaları devrede tutulurdu. Dahası var ama bu kadar kifayet etsin bugünlük.

Uzun uzun anlatmak isterdim ama 2023’e iki kala suni coşku ve heyecan dalgalarını kırıp ülkenin her zamankinden daha çok muhtaç olduğu milli birlik ve beraberliğe bir darbe de ben vurmuş olmak istemem.

İçeriği Paylaşabilirsiniz

Diplomatik gerilimden geriye ne kalacak?

Sonra »

Geçmişi efsanelerle yaşatma, Kemalizm’e yanaşma inadı